Deviasyon ve Burun Estetiği

Burundaki anotomik yapının bozuk oluşu bu sorunun temelidir. Her iki burun deliğini birbirinden ayıran septum dediğimiz bölmenin düzgün olmayışını tıp dilinde deviasyon olarak ifade ediyoruz. Bu da deviasyonun nefes alma problemi olarak ne kadar sık karşılaşılan bir sorun olduğunun göstergesidir. Keza burun eti dediğimiz, konka olarak ifade edilen etlerin büyük oluşunun da burundan nefes almayı etkileyen fonksiyonel ve anotomik bozuklukların başında geldiği bilinmektedir.

Burundan nefes alamayan insan yine oksijetasyonunun yeterli olamayışı, akciğer fonksiyon kapasitesindeki yetersizlik, ağız solunumunu kullanması sonucu kronik horlama ve uyku apnesine kadar ulaşan sosyal yaşamın her basamağında uyanırken, koşarken, yürürken, düşünürken, cinsellikte ve uykuda verimsiz ve yetersiz bir insan demektir.

                        

Burnun içinde konka dediğimiz yapılar mevsimlere göre, ortamın basıncına ve ısısına göre sürekli şekil değiştirirler. Burnun içindeki yapılar ve burun cildi altında kalan kısım, kan damarı yumaklarından oldukça zengin olduğundan bu cerrahi müdahaleler sırasında özenle korunmak zorundadırlar. Bu damarlara zarar vermeden ameliyat sırasındaki kanamayı en aza indirgemek amacı ile kullanılan, küratif olmayan kibar estetik cerrahi tekniği sayesinde, ameliyat sonrasında yüzde ve gözaltlarındaki şişmeler ve morluklar da minumuma çekilmiştir. Böylece ameliyat sonrasında hastalar ağrı duymamakta, gözlerinin altı ve burun çevresi morarmamaktadır. Hastalar ameliyattan dört saat sonra ayağa kalkar ve on saat içerisinde günlük işlerini yapar duruma gelir. 48 saat gibi bir sürede iş hayatına dönmesi rahatlıkla mümkün olur. Uygulanan tekniğin mikrocerrahi, noninvazif, rinolojik prosedür oluşu doğal anatominin bozulmamasını ve hastalığın nüksetmemesini sağlar. Böylelikle kanamasız endoskopik cerrahi yöntemi ile nefes alma problemi ortadan kalkmaktadır. Eski cerrahi teknikte kanamaların fazla olması nedeni ile burnu içine alan ve tüm yüzü kaplayan büyük alçılar kullanılmakta idi. Beraberinde burun içine büyük tamponlar sokulmakta idi. Bu nedenden dolayı ameliyatların sıcak yaz aylarında yapılması tercih edilmiyordu. Fakat günümüzde endeskopik cerrahi ve kibar mikro cerrahinin burunda kullanılması büyük alçı ihtiyacını ve burun içine konan tampon ihtiyacını ortadan kaldırmıştır. Sadece küçük bir plastik alçı, burun üzerine konulmakta çok küçük bir tampona bile bazen ihtiyaç olmamaktadır. Bu teknikle burun ameliyatlarındaki mevsimsel tercih ihtiyacı ortadan kalkmıştır. Yaz tatilini veya deniz mevsimini ameliyatlı geçirmeyi tercih etmeyen kişiler daha çok sonbahar aylarında ameliyat olmayı uygun görmektedirler. Mevsimsel ameliyat tercihi artık doktorların değil, hastaların tercihi haline gelmiştir.

Ameliyat sonrası burundan nefes alan hastalar yeniden doğduklarını ifade ederler. Burunlarından havayı içine çektiklerinde daha önce hiç havanın geçmediği yerlerden geçişini hissederler. Sanki beyinlerine giden oksijeni hissettiklerini anlatmaya çalışırlar. Sabah yorgun kalkmadıklarını, iş hayatındaki canlılıklarını ifade ederler. Hekim olarak ameliyat öncesinde nefes alamayan hastaların cinsel yaşamları veya performansları ile ilgili sorgulama yapılmaz. Ameliyat sonrasında hastaya garanti edilen şey burundan rahat nefes alacağıdır. Fakat özellikle ameliyat sonrası erkek hastalarımız cinsel yaşamlarındaki yaşadıkları olumlu değişiklikleri bizimle sıkça paylaşmaktadır. Bir hastamızın içtenlikle bir yorumu; eşiyle birlikte uyurken, cinsellik sırasında ve yemek yerken garip sesler çıkardığı için sık sık kavga ettikleri ve deviasyon ameliyatı sonrası adeta yirmili yaşlara döndüğü yönündeydi.

Deviasyonu olan ve burundan nefes alamayan bir kişiyi yarım insan olarak kabul etmek hiç de abartılı olmaz. Burundan nefes alamamanın yol açtığı yukarda saydığımız onlarca neden göz önünde bulundurulduğunda bu problemin ciddiyetinin hastaya anlatılmasının önemi büyüktür. Cinsel yaşamlarındaki kaliteyi arttırmak için çeşitli uyarıcı ilaçlar alan yaş grubu çok değişken olan hastaların kalp yönünden sağlıklı olmaları gerektiğine dair uyarılar sıkça yapılmaktadır fakat bu hastaların deviasyona bağlı burundan nefes alma problemlerinin olup olmadığı sorgulanmamaktadır. Oysaki burundan nefes alamayan kişilerin kalp ön yükü gerek uyku sırasında, gerek spor aktivite ve cinsel eylemleri sırasında dramatik bir şekilde artmaktadır. Tüm bunlara rağmen beraberinde cinsel uyarıcı ilaçlar almaları bir dirence karşı çalışan akciğer ve kalp fonksiyonları üzerinde inanılmaz zararlı etkiler gösterir. Cinsel uyarıcı ilaçlar damarları genişletmek ve uç noktalara kadar kan akımını arttırmak yoluyla etkilerini gösterirler. Nefes almak ise aynı şekilde vücudun en uç noktalarına kadar solunan oksijeni göndermek demektir. Yaşamın tüm uyaranları soluduğumuz hava içinde mevcuttur. Yeter ki biz bu havayı yeterli miktarda içimize çekebilelim.